Halk ayaklanması devam ediyor. Ara sıra hız keser gibi görünse de bu kimseyi aldatmasın; milyonlarca insanı sokaklara döken koşullar olduğu gibi orta yerde duruyor ve üstelik şiddetlenerek. Emekçi sınıfların, gençliğin, kadınların, Kürt halkının dinci faşist iktidara karşı ve açlık, yoksulluk üreten, bunu en uç noktalara kadar getiren sömürücü düzene karşı öfkeleri katlanarak büyüyor.

Ayaklanmacılar, özellikle de öğrenci gençlik “Kurtuluş Sokakta; Sandıkta değil” diyor, sandıkları değil, sokağı adres olarak gösteriyorlar.

Doğrusu budur. Bu kitlelerdeki ileri bilinç durumudur. Kitlelerin yüzü devrimci eyleme, düzen dışına dönmüştür. Leninistlerin ısrarla işaret ettiği yere şimdi milyonlar bakıyor. Dün “utanma-sıkılma ihtiyacı duymadan” kitleleri sandık başına çağıranların, CHP'yi destekleyenlerin politikası iflas etmiştir. Leninist politika üstünlüğünü kanıtlamış; ete-kemiğe bürünmüştür.

Ancak bu, düzenle, burjuvaziyle bağlarını koparmak istemeyen, ısrarla bu bağları korumak isteyen istisnasız tüm sosyal reformist partilerin ve oportünistlerin pes ettikleri anlamına gelmiyor. Şimdi başka biçimlerde ve “devrimci” bir üslup kullanarak kitleleri aldatmaya, düzen içinde tutmaya çalışıyorlar.

Faşist devletin, dinci faşist iktidarın tüm kötülüklerini sıralıyorlar; sokaklara akmış milyonlara övgüde sınır tanımıyorlar, “Tek adam rejimi”, “faşist şeflik rejimi”, “faşist rejim” vb vb aklınıza ne gelirse hepsini sıralıyorlar ve bunların yıkılması gerektiğini söylüyor, bu konu üzerine uzun uzadıya yazıp çiziyorlar. Ama en hayati meselede, can alıcı noktada hepsi, söz birliği etmiş gibi susuyorlar. Bu mesele şudur: Yıkılanın yerine nasıl bir iktidar gelecek sorusunun yanıtıdır. İstisnasız hepsi bu noktada susuyor; her konuda bir ton boş laf ediyorlar ama yıkılacak iktidarın yerine ne konulacağı konusunda ayaklanan kitlelere tek kelime etmiyorlar.

Oysa, gerçek yaşamda, hayatın içinde, içinde bulunduğumuz koşullarda, bu konuda susmak, yıkılanın yerine CHP'nin, İmamoğlu'nun gelmesini istemekten başka bir anlama gelmez. Yaşam boşluk tanımaz. Öncü iddiasında olanlar ayaklanan kitlelere nasıl bir iktidar düşündükleri söylemezlerse, boşluğu burjuvazi; yani İmamoğlu ve CHP doldurur. Siyasal kurnazlıkta şeytana papucunu ters giydirecek olan bu sosyal reformistler, oportünistler bunu adları gibi biliyorlar ve bu yüzden sorunu boşlukta bırakıyorlar.

Leninist Parti, bu soruna çok açık bir yanıt veriyor. Dinci faşist iktidar ve onun temsil ettiği düzen yıkılmalıdır. Yıkılacak olanın yerine başka bir burjuva iktidar değil, somut söylersek, CHP ve İmamoğlu değil, halkın devrimci iktidarı, emeğin iktidarı kurulmalıdır. ÇÖZÜM DEVRİMDE, HALK İKTİDARINDA.

İşçi sınıfı, emekçi kitleler, kadın-erkek gençlik, Kürt halkı, Aleviler kendilerini kan ve ateş içinde bırakan, açlık ve yoksulluk içinde tüketen bir burjuva iktidar için değil, kendi iktidarları, kendi devrimci amaçları için dövüşmeliler. Bunun imkanları çoktan olgunlaşmıştır; sorun çözülmek üzere kendini devrimin toplumsal güçlerinin önüne koymuştur.

Kurtuluşa açılan ilk kapı DEVRİMCİ HALK İKTİDARIDIR, aynı anlama gelmek üzere emeğin iktidarıdır. Devrimci komünist öncü, bu hedef ve amacı ayaklanma halindeki kitlelere, kadın-erkek gençliğin, Kürt halkının önüne koymakla mükelleftir; devrimci komünist öncü, politik cüretle, politik cesaretle bu tarihsel görevini yerine getirmelidir. “Emeğin iktidarı” çağrısını sahiplenmeyecek bir işçi, emekçi yoktur.

DEVRİMCİ HALK İKTİDARI'nın en önemli organı, GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİ'dir. Şimdi bunu, en azından propaganda konusu olarak, ayaklanan milyonların önüne koymanın zamanı. Ayaklanan milyonların dinci faşist iktidarı yıkmak istediklerinden kuşku yok. “Hükümet İstifa” sloganı ve devletin başındaki kişiye yönelik sözler, sınırsız ve korkusuz eleştirilerin tek anlamı bu. Burjuvaziyle bağları koparmaktan özenle kaçınan sosyal reformist partiler, onların sözcüleri bile, coştukları anlarda, şimdi yaşamakta olduğumuz şeyin bir ayaklanma, bir devrim olduğunu ağızlarından kaçırıyorlar.

Öyleyse, yıkılacak olanın yerine nasıl bir hükümet geçecek? Ayaklanan milyonlar bu soruya net bir yanıt almak isterler. Çünkü kitlelerin en çekindiği şey belirsizliktir. Leninistler, soruya GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİ yanıtıyla belirsizliği ortadan kaldırıyorlar. Bunu PROPAGANDA etmenin zamanıdır, kaybedilecek zaman yok. HALKIN İKTİDARI'ından söz eden onun en önemli yürütme organı konusunu sessizlikle geçiştiremez.

Sosyal reformist partiler ve oportünistler, ayaklanan milyonları aldatmak için, kitlelerin önüne bir program ya da program anlamına gelecek “talepler manzumesi” koyuyorlar. Bu program ve talepler manzumesinin ortak özelliği düzen içi olmalarıdır. Yani, yeni bir toplum, yeni bir dünya için ayağa kalkan kitleleri tekrar eski topluma, eski dünyaya mahkum edecek program ve talepler dizisi öne sürüyorlar.

GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİ'nin kendi programı olacak. Bu programın en önemli özlliği, başta işçi sınıfı, yoksul kitleler, emekçi sınıflar, kadın-erkek gençlik, kadınlar ve Kürt halkının yaşamında derhal, iktidarın ertesi günü, mutlak bir iyileştirme yapacak olmasıdır.

Bunun için, bankalar, büyük tekelci kapitalist işletmeler, fabrikalar, toprak çalışan sınıflar, ezilen, sömürülen kitleler adına kamulaştırılacak. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi sağlanacak. Bütün bunlar mümkün ama bunları ancak tüm zenginliği yoksul, ezilen, sömürülen kitlelerin emrine verecek bir hükümet yapabilir. Bu hükümet, DEVRİMCİ yöntemlerle çalışacağı için bunları yapabilir!

Böyle bir hükümet olmadan burjuva sınıf elindeki zenginliğin alınmasına müsaade etmez. Milyonlarca asker, polis, silahlı gücü bunun için besliyor; bunun için elinin altında bir ordu bulunduruyor; zindanları, yargıyı, bürokrasiyi ayakta tutuyor. Dolayısıyla, Devrimci Halk İktidarı ve DEVRİMCİ HÜKÜMET'ten söz etmeden “kamuculuk, eşitlik” gibi şeylerden söz etmek kitlelere yalan söylemek demektir. Sosyal reformist partiler ve oportünistler, şimdi tam da bunu yapıyorlar.

Bu nedenle, DEVRİMCİ HÜKÜMET meselesinin öne sürülmesi, ayaklanan kitlelerin önüne bu meselenin getirilmesi hayati önemdedir.

Leninistler, politik cesaret ve cüretleriyle ayaklanmanın bu hayati meselesini çözecekler!